Pomak Enstitüsü UNESCO’ya Pomak dilinin tanınması için başrvuruda bulundu.

Posted by on Eki 24, 2016 in Haberler | Pomak Enstitüsü UNESCO’ya Pomak dilinin tanınması için başrvuruda bulundu. için yorumlar kapalı

Pomak Enstitüsü UNESCO’ya Pomak dilinin tanınması için başrvuruda bulundu.

Pomak halkının tanınma mücadelesinde yeni bir evreye girildi. 2000 yılından bu yana düzenli olarak UNESCO tarafından dünyada tehlike altında diller atlası çıkartılmakta ve bu diller desteklenme kapsamına alınmaktadır. Fakat Türkiye ve Balkanlarda 5 ayrı ülkede yaşayan Pomak halkının ne kimliği nede dili hiçbir resmi kurum tarafından kayıt altına alınmamıştı.
Bu güne kadar kurulmuş olan tek Enstitü olma olma özelliği taşıyan Pomak Enstitüsü yine kendi alanında bir ilke imza atarak Pomak dilinin tanınması yönünde UNESCO ya resmen başvuruda bulundu.
Pomak Enstitüsü 21 Şubat Dünya Anadilleri gününde Pomaklar hakkında kısa bilgileride içeren ir dosyayı ÜNECO nun İsveç şubesi olan Svenska Unescorådet in Drottninggatan 16. Numarasında merkezine resmen başvuru dosyası Pomak Enstitüsü başkanı İbrahim Kenar tarafından sundu.

Pomak Enstitüsü başvuru metninde talepeplerini şu şekilde dile getirdi.

Biz bir kültürel yokoluşla yüzleşmekteyiz. Önemli sayıda devlet başkanı, başbakan, kabine bakanı, sinema ve tiyatro sanatçısı, ekonomist, şair, güreşçi – Güçlü bir pomak geleneğidir- şarkıcı, artık bu gün yokolmayla yüz yüzedir.

Biz, kültürümüzün korunduğunu, dilimizin yeniden canlanmasını görmek isteriz. Biz de kendimizi diğer kardeş halklarla, kültürlerle birlikte, aynı diğerlerinin de hak ettiği gibi gurur ve özsaygı duymayı arzu ediyoruz.

Başvuru metinlerinin ingilizce orjinali ve Türkçe çevirisi alttaki dosyalarda yüklüdür.

Kaynak: http://pomaknews.com

Pomak AlfabesiKitabı Dünya Alfabeleri Arşivine Alındı.

Posted by on Eki 24, 2016 in Haberler | Pomak AlfabesiKitabı Dünya Alfabeleri Arşivine Alındı. için yorumlar kapalı

Pomak AlfabesiKitabı Dünya Alfabeleri Arşivine Alındı.
Pomak halkının ve dilinin tanınması ve uluslararası alanda kabul edilmesi mücadelesi yeni bir basamak daha yükseldi.
Letonyanın devlet nişanı sahibi ünlü filolog Juris Cibuls tarafından hazırlanan devletleşmemiş halkların ilk alfbe kitapları arşivine Enstitümüzce yayınlanmış olan Pomak Alfabesi kitabımıza da yer verildi ve Pomak dilinin tanıtım başlığı” Ne yunan, Ne bulgar, Ne türk” oldu.
Bu gelişmenin Pomak dilinin başlı başına bir dil olarak varolma çabasına büyük bir katkı sağladığı düşüncesindeyiz .Ayrıca ünlü Filolog Juris Cibuls özel olarak Enstitümüz dönem başkanı ibrahim kenar’a özel bir mektup ta yollayarak Pomak dilinin Letonyadaki Ünv. lerin filologi kürsülerinde Pomak dilinin tanıtımının yapılmasını talep etmiştir.

Dünya alfabeleri arşivine Pomak alfabesininde kabul edilmiş olması herkeze kutlu olsun.

Sevgilerimizle.
Pomak Enstitüsü

 

Kaynak: http://pomaknews.com

 

Čestit Tikva Na Kora- Čestit Koleda – Čestit Noel

Posted by on Tem 11, 2016 in Haberler | Čestit Tikva Na Kora- Čestit Koleda – Čestit Noel için yorumlar kapalı

Čestit Tikva Na Kora- Čestit Koleda – Čestit Noel

Koleda antik Slav mitolojisinde yeni doğan Güneş anlamına geliyor.

Yenidoğan güneş Koleda; kışın ilk uzun gününde, bebek güneş olarak ilahlaşırken kısa bir vakitte döngüye girerek yılbaşı kimliğine bürünüveriyor.

Güneşin döngüsü Mevsimlere göre değişik şekiller aldıkça antik Slav paganiziminde farklı pagan tanrılarmış gibi algıda yaratmaya başlıyor.

Koliada – kış gündönümünün sabahındaki zayıf güneş tanrıdır, bebe tanrıdır.

Yarilo – İlkbahar sonrası gergövden- hedrellezi-hıdrellez sabahından sonra bir ergen güneş tanrıya dönüşmüş olur günden güne güclenerek büyür.

Kupala – 21 temmuz sonrası sabah görünen kudretli güneştir, yaz gündönümüyle birlikte güçlenen güçlendikçe kudreti artan yakıcı yıkıcı bir güneş tanrıdır.

Khors -. Yaşlanmaya başlayan, yaşlandıkça bilgeleşen bir güneş tanrıdır.

Sabah açan sonbahar gülleriyle özdeşleşir.

Farklı antik Slav kabileleri yaşadıkları çografyalarda nüanslarda farklılaşan Koleda kış festivalleri düzenlerler.

Koleda onuruna oyunlar ve şarkılarla ayinler yapalar, yerler içerler eğlenirler.

Dogu slav kabileleri KOLEDUVANE adıyla kutlamaları yaparken, kutlama çöreklerine,hediyelerine KOLEDARİDA-KOLEDYA derlerdi.

Hırvatları oluşturacak kabilelerde KOLED adında bebek güneş ile sembolize edilerek kutlamalar benzer ritüellerle devam ederdi..

Antik Slavların güney kolunun bazı kabilerinin devamı olan POMAKLAR da ise günümüzde koleda geleneği güneşin kış kızıllığını andıran BAL KABAGI ile sembolize edilir hale dönüşmüştür.

Kışın ilk gündönümünün takip eden günlerde köylerde eğlenceler düzenlenir
Bal Kabakları kazanlarda kaynatılır Peçkalar yetmez bahçede fırınlar ev içi fırınlar tıka basa doldurulup balkabağı bereketi ile yeni yılın ilk günleri kutlanırdı.

KOLEDA dan NOEL e NOEL den TİKVA NA KORA ya

Orta çağda Hakim cebberut sisteme Balkanlarda-Trakya da direnmenin adı BOGOMİL lik iken Bogomilizmin Bizans egemenlerine altın tepside sunulup karşılığında İstanbulda bir kilise alınınca Balkanlarda sisteme karşı direnmenin ve teslim olmamanın inançsal farklılaşma olmaya başladı.

Kabile adları köylere şehirlere coğrafyaya yazılmaya başlanınca POMASCKU-POMASCHEN-POMAKS-POMAK adları duyulmaya başlanır.

İslamiyetin tutucu tarafıyla tanışan bizim halkımız Pagan gelenekleri inkar etmekte geçikmiyerek geleneklerden- adetlerden çıkmaya başlamıştır.

Hakim dünya sisteminin ortadoks olması sömürünün, zulmün ve köleciliğin yakıcı kılıcını temsil etmesi, ayrıştırmayı hızladırmış NOEL geleneklerimizden hızla çıkarılmıştır.

TİKVA NA KORA – Bal kabagı eglencesi

Nehir kenarlarında Tarım ve Hayvancılıkla uğraşan Antik Pomak kabilelerinin Pagan inanışlarında bal kabağı önemli yer tutar.

Bilinmeyen, karanlıkta geçmiş onbinlerce yılın soğuk kış günlerini atlatıp sıcak günlere ulaşmak ateşi bulmak kadar sonrasında yiyecekleri pişirmekte önemli bir yer tutuyordu.

Bal Kabağının pişirilerek yenmesi insanın iç ısısının stabilleşmesine neden oluyordu.

Pişmiş Bal kabağının tadının , nefasetinin yanı sıra lifli yapısının zorlu kış günlerinde sindirim sistemini düzenlemesine, vucudun özümsüyeceği demirle yüklü olması onun uzun kış günlerinde insanın üşümememesine daha rahat bir kış geçirmesine neden olmuştur.

Zamanın Bu bölümlerinde kutsallaşan Bal Kabağı Güneşe benzeyen şekli ve hemen ısıya dönüşen karbonhidratı ilerde kullanılacak demir stoğuyla genelde güney Slavların da özelde Pomaklar da kış boyunca kullanılacak önemli bir ritüel haline dönüşmüştür.

Antik güney Slav kabilelerinden
EKSLOVANLAR,DRAGOVİTİLER,MİRVATSİLER,SMOLYANİLER Pagan dininden çıktıkça bogomilleştiler,Bogomilliştikçe sisteme karşı cıktılar isyancılaştılar isyancılaştıkca farklılaştılar islamileşen islamileşirken pomaklaşan Pomaklaştıkca günümüze yaklaşan bizim insanlarımızda Koledanının pagan adetlerinin terk ettiler.

Bogomilligin inancı geregi olan Noeli reddetmemek zaten mümkün değildi.

Bu uzun tarihsel sürecin yerine islamla fazla çelişmiyen bir halde TİKVA NA KORA nın (Bal Kabagı Eglencesi) alması doğal bir sonuç gibi durmaktadır.

Modern cağda Halklaşmasını tamamlamış ama bir kaç parçaya bölünerek modern ulusların asimilasyon kazanında erimeye başlayan Pomak Halkında Dinin ayrıştırıcı özelliği önemini yitirmeye başlamıştır,

Günümüzde farklı coğrafyalarda Hıristıyan Pomakların yanı sıra herhangi bir dine dahil olmayan Pomaklara rastlanmaktadır inanç yelpazesi diğer halklar ve uluslarla benzerlik göstermektedir.

Halklaşmamızda geleneklerimizin taşıyıcı rolünün önemini belirtirken yaşamak zorunda kaldığımız asimilasyon cenderesinde bizim halkımıza ait olan ve Koleda-noel-Tikva Na Kora adlarıyla anılan yaşanılan dönemlerine ait olmakla birlikte, bugünde bizim olan bu geleneğimize özel önem atfetmemiz gerekiyor; bu gelenegimizin ayrıntılı ritüellerini tarihin derinliklerinden çıkartılarak ileriki zamanlara devretmek hepimizin boynumuzun borcu değilmi.

Čestit Koleda – Čestit  Noel-  Čestit Tikva Na Kora
__________________________________________

***
Kaynak. Pomak Meclisi

MARTANİSHKA GELENEGİ ve BABA MARTHA

Posted by on Tem 11, 2016 in Haberler | MARTANİSHKA GELENEGİ ve BABA MARTHA için yorumlar kapalı

MARTANİSHKA GELENEGİ ve BABA MARTHA

Martanishka gelenegi Pomak kabilelerinin Rodoplara ve Trakya ya yerleşmelerinden önceki yerleşim birimlerine kadar uzanır. Cok çeşitli anlatımlardan ortaklaşılarak bu kadım efsanelere ulaşabilir. Genelde ortaklaşılan efsane şöyledir.
GÜNEŞ KIZ
Güneş boylu poslu güzel kızdır, Alına salına gökyüzünde dolaşır durur. İnsanoğlu bu dolanmayı sevinç ve mutluluklarla izlerler. Gün gelirki Güzel güneş kızın zorlanarak yere düştüğü gözlenir.
HAİN RAZABATS
Razabats; Kafası ablak çocuk görünümlü, vücudu yılan şekilli kanatları olan bir ejderhadır. Sarayı yerin 7 kat derinliğinde kat kat kötülüklerin yaşandığı karanlık,ıslak dehlizlerin bulunduğu, çeşit çeşit zındanlarında iyilikleri, güzellikleri hapsetti bir yerdedir.
Bircok iyiliği yeraltı zindanlarına hapsetmekle ünlü razabatsın epey zamandır gözü Güneş kızın üzerindedir, bir kolayını bulup sonsuz zindanlarından birine hapsetmektir başlıca arzusu.
Yılın belli bir döneminde güneş kızın hastalandığını, eski neşesini kaybettiğini gören razabats onu esir alma planlarını devreye sokar ve yavaş yavaş onu yeraltına çekmeye başlar. Bir görünerek bir kaybolarak razabatsa direnen güneş kızı sonunda esir olur.
GÜNEŞ KIZ ESİR DÜŞÜYOR
Esir alınan güneş kız karanlık sarayın zindanlarına kapatılınca bütün dünyanın bundan haberi olur.
Tüm dünyada kuş cıvıltıları kesilir, çocuklar kahkalar atamaz oyunlar oynamaz olur, sular artı akmaz olur taşa çevrilirler, Ayaz rüzgarları dadanır tüm dünyaya tüm doga gibi Pomak evlatlarıda büyük bir kedere dalarlar, artık her yer yas her köşe hüzündür.

YAKIŞIKLI, GÜCLÜ POMAK DELİKANLISI

Cesur genç ve yakışıklı bir adam olan Pomak delikanlısı bütün bu olan biteni görür şahit olur. Güneş kızın nasıl esir alındığını dünyaya keder ve yasın nasıl cöktügünü görür bilir ve güzeller güzeli güneş kızı büyük bir aşkla kurtarmaya karar verir.
Razabatsın korkunç görünümlü lanetli sarayına gitmek için ayaz rüzgarlarla boğuşur, karanlıklarda yol bulmaya zorlanır sonunda yeraltının yedi katında yedi kere yedi şirretliğin, melanetin yaşandığı meçhul saraya ulaşır.
Uzun süre o korkunç sarayının koridorlarında, dehlizlerinde, mahzenlerinde,zindanlarında her bir katın bekçisiyle kapışır, her kattaki iyilikleri güzellikleri zapteden zından korucularıyla boğuşur her zaferinden sonra ablak çocuk görünümlü kanatlı yılan Razabata ulaşmaya çalışır.
RAZABATS LA POMAK KAHRAMANIN KARŞILAŞMASI
Aylar günler süren aramanın sonunda Razabrats’ı bulan Pomak kahraman onu güzeller güzeli güneş kızı yanıbaşında esir olarak tutarken gördü. Güneş kızın kahramanımızı görmesiyle bakışları ışıldadı ışıldadı sarayın derinliklerinden yukarılara fırladı. Şaşkınlıkla kahramanımıza bakakalan razabat bir güneş kıza bir kahramanımıza bakıyordu. Kahramanımız Razabatı büyük bir cesaretle onu kavgaya cagırdı.
Karşısında İnsan evladının meydan okumasını hayretle gören razabat hayretle sordu “Bütün bekçilerimi korucularımı aşarak buraya kadar nasıl ulaştın ne istiyorsun”
“Güneş kızı almaya geldim razabat gec karşıma” diye tok bir sesle yanıtladı kahramanımız.
RAZABATSLA KAHRAMANIMIZ KAPIŞIYOR
Yerin yedi kat dibinde tüm baş Plashiluları, srashnuları ,drakusları ,veshkarı Paltenikleri çevresinde toplamış olan Razabat Büyük bir kızgınla “Ey kendini bilmez Pomak evladı sen kendini ne sanırsın” diyerek meydan okumayı kabul eder.

Yerin yedikat dibinde büyük bir çatışma başlar, bir ara güneş kızıda yanına alan kahramanımız çarpışarak yedinci kattan altıncı kata çıkar, buna öfkelenerek dahada saldırganlaşan Razabat durmadan bir insanoğluna sahip çıkamayan Plashilu,srashnu,drakus,,veshka, ve paltenikleride azarlar..

Aralarında uzun savaşlar altıncı kattada sürer ve kahramanımız bu kattanda 5 kata çıkar, güneş kızın gözleri bi daha güvenle ışıldar ara ara yeryüzüne ulaşır.
Kıran kırana döğüşler yerin her katında ve üst katlara ulaştıkça daha şiddetli devam eder Şaşkınlıkları gecen ve güneş kızı ellerinden kaçırdıklarında Razabatın hışmının ne olacağını iyi bilen Plashilu,srashnu,drakus,veshka ve palteniklerde azgınlaşır. Yer yer savaşı kaybeder gibi olur kahramanımız tekrar alt katlara inilir, tekrar kazanır üst katlara çıkılır.
Artık son katlara yaklaştıkca chuma,aptalki lerde razabatın yanında yer alırlar. Güneş kızın gözleri artık gülmekte gülücükleri yeryüzünden hissedilmektedir.
Son kattan yeryüzüne cıkıldıgında kötülerin kötüsü ablak çocuk suratlı kanatlı yılan razabat tüm Plashilu,srashnu,drakus,chuma,aptalki,veshka ve palteniklerin desteğine rağmen yenileceğini anlar.
Güneş kızın yeryüzüne ulaşmasıyla birlikte ayaz rüzgarlar dinmeye başlar. Kahramanımızda bunca kavgadan bitkin olarak yeryüne ulaşabildiginden her yeri yaralı sürekli kanıyor haldeydi. Kahramanımızın akan kanları bembeyaz karın üzerinde lekeler halinde yayılılıyor güneş kızın yarattığı sıcak esintiyle kan zerrecikleri bembeyaz karı delerek toprağa ulaşıyordu..
BU KAVGA SON KAVGAMIZ…..
Son gücünü toplayan kahramanımız güneş kızın etkisiyle etkisizleşip güçsüzleşen Plashilu, srashnu ,drakus ,chuma ,aptalki, veshka palteniklerin desteğinden yoksun kalan Razabata saldırdı, razabat artık yeniliyor aldığı darbelerden can çekişiyordu, güneş kız güvenle ve sevinçle adım adım gökyüzüne yükseliyor bu yükselişi gören Razabatın yedi kere yedi canları tek tek onu terkediyordu. Razabatın canları bedenini terkettikce güneş kız dahada yükseliyordu gök yüzüne artık. Razabatın son canıda kendisini tekedince kahramanımız savaşı kazanmış güneş kız güvenli yerine ulaşmıştı artık.
GELECEK ELELLERİMİZDE…
Cesur genç yakışıklı Pomak delikanlı elleriyle boylu poslu Güneş kızı kurtarmıştı sonuda. Güneş kız gökyüzüne yükseldikce yükseldi ve tüm dünyayı aydınlattı, ısıttı. Deli fırtınalar durdu, Ayaz rüzgarlar kesildi, insanların içine umut tekrar geri geldi, büyük sevinçlerle dışarıya fırladılar, ateşler yaktılar, üzerlerindeki miskinlikleri atmak için üzerinden atlamaya başladılar. Kuşlar tekrar cıvıldaşmaya başladılar, çocuk kahkahaları duyulmaya başladı kuytu köşelerde.
KAHRAMANIMIZ KAN KAYBINDA
Kavgayı elleriyle kazanan Genç ,cesur yakışıklı kahramanımızın ne yazıkki gelecek baharı görecek kadar zamanı yoktu. Damarlarındaki son dem kanlar sıcak kıpkızıl haleler halinde karlar üzerine ılgın ılgın akıyordu,

Kahramanımızn yaralarından akan kanlarının bembeyaz karların arasından toprağa eriştiği yerlerde Kardelenler fışkırmaya başlamıştır, yaprakları döne döne güneş kıza ulaşmaya çalışır. Kahramanımızın son damla kanı bembeyaz kanın üstüne düştüğünde artık canıda onu terk eder, yüzükoyun yattığı karların içinden fırlayan kardelen cicekleri cansız yüzünü sanki öpmek isterler.

EFSANE BUYA..
İşte o zamanlardan yani bu efsanenin Pomak atalar tarafından uydurulduğu kadim zamanlardan beri, beyaz ve kırmızı renklerde ipliklerden iki bag örgü yapılır uçlarına kırmızı beyaz püsküller, güneş kızı ve kahraman pomak delikanlıyı anımsatan koklalar birbirlerine bağlanırlar.

Uzun karanlık, soğuk günlerden gecelerden, korkmuş, bıkkınlaşmış, umutsuzlaşmış hüzne kapılmış insanları kurtarma cesareti gösteren genç yakışıklı Pomak delikanlının anısına “Doganın kurtarıcısı olma” onuruna , onun mücadelesi sonucunda doğaya katılan Kardelen ciceginin sağlık ve temizlik, ilk bahar çiçeklerinin saf beyazlıgı olarak algılanıp beyaz renk kullanılagelmiştir
Güneş kızın güzelliği, ısıtıcılıgı, cemrenin kızıllığı, güleç yüzü, kahramanımızın mücadeleciligi, kararlılıgı akıttığı kanı temsilende kızıl renk kullanılagelmiştir.

MARTANİSHKALARIN KULLANIMI
Efsanelerdeki bu mücadelenin sürdüğü günler ilk CEMRENİN düşmesiyleye ikinci cemre üçüncü cemrenin düşmesiyle devam eder.
Martinishta ları mutluluk ve sevinç icersinde günler boyunca giriş kapılarına ev içinde çeşitli yerlere asılır bu eylemlilik 31 Mart günü insanlarında kırmızı beyaz renklerle Martanishkalaşmasıyla bitirilir ve ay boyunca takı olarak kullanılan martishtalar Yeşillenen çiçek açan ağaçlara asılır. Bu eylem aracılığıyla insanların bütün yıl icersinde bolluk bereket yaşanılacağına kavgasız, savaşsız bir yıl geçirileceğine yıl içinde tüm konularda başarılı olacağına inanılır
BİR DİLEK TUT
Efsaneye göre, bir ağaca asılı Martanishka ancak tutulan dileği yerine getirebilir, Geleneklerini sürdüren pomak yerleşimlerinde Nisan ayı başlarında, birçok kasaba ve köylerde, ağaçlara asılı martinshtalar görebilirsiniz.

BABA MARTHA

Pomak geleneklerinde Yukardaki efsanenin tarif ettigi döneme , Baba Marta denir. Pomak halk inancınında Büyükanne Marthadır bu.
Bir başka efsane eşlik eder bu aşamada. Bu efsane Rodop dağlarında geçer Pomakların bilindik anavatanıdır balkanlarda,trakyada yaygınlaşır bu coğrafya üzerindeki halkların ortak kültürü haline dönüşmeye başlar.
Rodopların Shipka bölgesinde yaşayan bir ninenmiz vardır. Oda bilir güneş kızın efsanelerini bu günlerin ne kadar melanet günler olduğunu. Her sene bıktırıcı martha günlerini hep umut tarafından yakalayarak geçiştirir. Gecmişin kadim efsanelerini yaşamışçasına aktarır genç kuşaklara adı bilimez olur lakabı BABA dır (büyükanne, nine) . Yaşadıgı kış cetin geçmektedir marrtha ayı cok zordur, efsanelerle yolu aydınlatmaya çalışır. Bilgigi hesaplama tekniklerine, senenin devriye işaretlerine dikkat eder durur.
Martın son günlerine gelindiğine tecrübelerince artık emindir. Cevresine umut saçmakta birebir olan Baba bir gün çevresinde toplanan bıkkın umutsuz köylülerine dönerek “eee artık yetti bu koca martha” der ve ilave eder “O koca marthaysa bende MARTHA BABAyım” der, ne kadar koyunu keçisi varsa önüne katar. Ahali baba nın bu özgüveninden umutlanırlar geleceğe umutla bakmaya başlarlar. Koca marthanın ikili yüzü baba yı aldatmıştır bir yerde. Ya geleneklerden edindiği tecrübeler de yanılmıştır, yada bilemedegi hesap kitaplar vardır. Ögleyin günlük güneşlik olarak yola koyulduğu hayvanlarıyla Shıpkanın yükseklerinde hayvanlarıyla beraber donarak taş kesilmiş halde bulunur. Dondugu yerde bu gün bile bir çeşmenin baharla akmaya başlagı ve cok tatlı bir suyu olduğu söylenir. Koca Martha ayı yapacağını yapmış kendisine meydan okuyan Martha Babayı çekip almıştır. Bu efsaneden sonra Pomak halkı Mart ayına daha bir dikkatli yaklaşarak onun güvenilmez, kararsız yüzüne inanmaz olmuşlardır, öyle ya baba marta gibi birini bile almayı başaran bu aya günümüzün teknolojik imkanlanlarıyla bile baş etmek zor olmuyormu.
KOCA MARTHA AYI MARTANİSHKA KÜLTÜYLE BÜTÜNLEŞİP BABA MARTHA KÜLTÜNE DÖNÜŞÜYOR
Başını kırmızı eşarp takan boynuna kırmızı bir fular dolayan kırmızı bir elbise giyen Pomak insanlarını kırmızı yün çorap ve kırmızı ayakkabılı olarak gördüğünüzde Martnitshka larını ağaç dallarına asmaya başlayınca Baba marta günlerinin sonuna erdiğini anlarız.. Bahar güneşini karşılamaya hazır olan bu insanlar doğanın yeni bir uyanışı doğanın tekrar canlanacağını bilirler ve birbirlerini tebrik ederlerken doğaya yeni bir hayatı canlandırıldığı için şükran duygularıyla, hayır duada bulunurlar

Martanishta geleneği en eski slav kabilelerinden süzülüp gelen bir gelenek olmakla birlikte bu geleneğin üzerine Rodopla ve trakyada Pomak kabileler tarafından BABA MARTA Pomak halk kültü oturtulur. Bu kült yaygınlaşarak baklakanlardaki diğer halklar tarafındanda benimsenir. Bu Pomak halk kültü Kendi içinde diyalaktik bir gelişme gösteririr, her anlatımın arkasında biraz öfke biraz sevinç vardır, hem inkarı savunur hem tastik ederek bütünleşir. Doganın yaşamı yenilemesi dişildir,barışçıdır, sevecendir aynı zamanda erildir kavgacı , yıkıcı yokedicidir. Yaşanılan baba marta süreçleri hem kendini inkar eder hem yeniyi kurar kurduğu yeniyi olumsuzlıyarak eskiye ulaşır derken farklı yeni çözümlerde bulur kendini.

Bu saygın mücadele günlerinin sonunda (21 Mart) sabahın erken saatlerinde kalkılır ev kadınları evi baştan aşağı kaldırır süpürür havalandırır, kışın miskinliğini ev içinden kovalarlar Bu günde evi korunması için evde kırmızı giysiler giyilir (mont, kemer) kırmızı ev ici eşyalar kullanılır. (kilim, masa örtüsü) Böylece hane içine bu kötü insanlar, kötü düşünceler, hastalık ve yoksulluk giremiyecegi varsayılır.
KIZIL RENK
Kullanılan bu kırmızı renk, Martha ninenin insanları mutlu ve eğlenceli kılacagı inanılır ve böyle davranılırsa , o zaman hava güneşli ve sıcak olacaktır. Baba Marta yapılanları gördüğünde, gülecektir ve güneşte ılık yüzünü gösterecektir!

Ailenin her bir üyesi ne kadar martenitsa bağımlısı olursa ve martanishsa lar ne kadar beyaz ve kırmızı renk iç ice geçerse baba martha daha da muteber olur,

BABA MARTHA DA MARTANİSHALARIN SİHİRLİ GÜCÜ

Martanitshaların , nazar ve hastalıktan insanları korur, daha önceden bulunulmuş kötü dilekleri ortadan kaldırmak isteniyorsa yeşil veya çiçekli ağaç üzerinde asılır. Bazı yörelerde martanitsa büyük bir taşın altına koyulur, gizlenir 9 gün boyunca dokunulmaz 9 gün sonra taş kaldırılır ve altında . Eğer hic bir canlı böcek yoksa bu yıl, koyunları veriminin bol olacağı varsayılır. Saklanan martanishkaların üzerinde hayvancıklar (böcekler) ve daha büyükçe hayvanlar görülürse damızlık ineklerin verimli olacağı şansın yaver gideceği uğurlu bir yıl olacgı varsayılır.

Martenitsalar mutfak lavabolarına, ahşap direklere, elma ağaçları, ya da bir gül asılırsa o yılın güzel ve sağlıklı geçmesine vesile olur. Bazı yörelerde hayat su üzerinde geliştiginden martanishalar suya atılırlar o yılın çalışma yaşamının daha kolay gececegi varsayılır. Bazı yörelerde güneşe dogru martenitsalar atılarak Kırmızı Beyaz bendede var denilerek o yılın iyi geçmesi dilenir.
BABA MARTHA SON GÜNÜNDE (21 MART) CERCEVESİNDE RİTÜELLER

Bol dumanlı Ateş yakılarak üzerinden atlanır bu dumanın inssan ruhunda arındırmaya vesile olacağına bahara tertemiz girileceğini gösterir. 21 marta denk gelen günde tüm köylerde dumanlı ateşler yakılarak adeta köyün kendisi bu duman banyosundan geçer.

21 mart sabahı Hayvanların ağıllarının, ahırlarının kapısına ağaç fırın küreği konularak hayvanların bunun üzerinden atlıyarak geçmeleri sağlanır, bu hayvanların o yıl sağlıklı ve verimli olacağı varsayılır. Bazı yörelerde hayvanların atlıyacagı yere Mushaflar sarılarak koyulur.

21 Mart günü her Pomagın üzerinde muhakkak bir kırmızı giysi, aksesuar bulur, bulunmaması aykırılık olarak görünür.

Bir ay boyunca çeşitli yerlerde asılı bulunan martanishkalar son günde (21 Mart) yerlerinden alınarak yeşillenmiş, çiçekli ağaçlara asılarak orada bırakılır.
Tüm pomak ve ezilen halkların baba martha günleri daha az sıkıntılı gecmesi 21 mart ın insanlıgın esenligi dogrultusunda bir gün olması dilegimle saygılar.

Kaynak Şaban Korkmaz / Pomaknews – Çanakkale

Trakya’nın son POMAK gaydacıları

Posted by on Tem 11, 2016 in Haberler | Trakya’nın son POMAK gaydacıları için yorumlar kapalı

Trakya’nın son POMAK gaydacıları

KIRKLARELİ (AA) – Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde yaşayan Pomaklar, Bulgaristan’dan getirdikleri geleneksel müzik aleti gayda kültürünü, gelecek nesillere aktarmak istiyor.

Yaygın olarak Bulgaristan ve İskoçya’da keçi derisi ve öküz boynuzundan yapılan enstrüman gayda, Bulgaristan’dan göç eden Pomaklar tarafından Kırklareli’deki çeşitli eğlenceler ve düğünlerde çalınıyor.

Gaydacı Ferdi Atacan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 15 yaşında amcasından öğrendiği gaydacılığın yok olmaması için çaba harcadığını söyledi.

Gaydaya daha çok yaşlı kesiminin ilgi gösterdiğini belirten Atacan, gençlerin gaydaya ilgi göstermemesinden yakındı. Gençlere gaydacılığı öğretmek istediğini ifade eden Atacan, şöyle konuştu:

“Pomak gaydasını Amcam küçükken bana hep dinletirdi. Ben de çalmak isterdim ancak başaramazdım. 15 yaşında gayda çalmaya başladım. Gayda değişik bir ses ve kulağa hoş geliyor. Gayda kültürünü yaşatmaya çalışıyoruz.”

Atacan, yaşlılarla zaman zaman bir araya gelerek gayda çaldıklarını dile getirdi.

Türkiye’de gelişen teknoloji ve şarkılar nedeniyle gaydaya olan ilginin azalmış gibi gözüktüğünü ancak Demirköy’de vatandaşların hala gaydayı severek dinlediğini vurgulayan Atacan, “Trakya’da sadece 3 gaydacı kaldı” diye konuştu.

Ahmet Başkal ise arkadaşlarıyla fırsat buldukça gayda dinlediklerini kaydetti.

 

Kaynak: Haber Kaynağı AA

Pomak Mutfağı

Posted by on Tem 11, 2016 in Haberler | Pomak Mutfağı için yorumlar kapalı

Pomak Mutfağı

Geçen hafta sonu ben Sofya’daydım; ama gördüm ki sohbet ettiğim hemen herkesin aklı fikri İstanbul’da… Avrupa Birliği’nin katkılarıyla yapılan otoyollar sayesinde, Sofya’dan İstanbul sınırlarına 5-6 saatte ulaşabildiklerinden bu hasreti sık sık dindirdiklerini de öğrendim. Bu durumla eski Osmanlı şehirlerinin tamamında karşılaştığım için olaya aşinayım aslında. Selanik’te, Üsküp’te ve ah o güzeller güzeli Halep’te laf döner dolaşır mutlaka İstanbul’a gelir. Sofya’da da İstanbul’un benzersiz güzelliklerini konuştuk yeni dostlarla… Laf yemeye-içmeye gelince de, öğrendim ki İstanbul’a gelen herkesin Beşiktaş’taki Pando Ailesi’nden haberi var. Malumunuz, Bulgaristan, son dönemde sanayileşme konusunda önemli adımlar attıysa da, tarımla ve özellikle de hayvancılıkla geçinen bir ülke.
Eskiden ‘Kurban’ bayramlarında, Tuna kıyılarında otlamış koyun sürülerinin yolunu dört gözle beklermiş bizimkiler… Bugün de en makbul kuzular Trakya kökenli değil mi?.. Yıllar önce bir Cruise gemisinde, garson olarak tanıdığım Bulgar vatandaşı Türk genç kıza, “Bu kadar ağır bir iş senin için zor olmuyor mu?” diye sorduğumda; “Anneme bir inekle birkaç kuzu alacak para biriktireyim, bu işi bırakacağım.” demişti. Şu anda Bulgar parlamentosunda 26 milletvekili ile temsil ediliyor olsalar da, gerçekten zor ve acılı günler yaşadı oradaki soydaşlarımız. Ancak bugün en lezzetli süt ürünlerinin, kaymağın ve meşhur Bulgar yoğurdu ‘kisele miyako’nun en önemli üreticileri o zamanın yoksul Türkleri… Şimdi daha iyi anlıyorum, bizim Fatma’nın annesine almak istediklerinin kıymetini…
Bugün Sofya’da yaşayan herkes de haklarını teslim ediyor ki, bir zamanlar Topkapı Sarayı’nın en lezzetli peynirlerinden biri olan ‘kaşkaval’ı bölgedeki Pomaklar üretirmiş. Bulgaristan’da süt ve süt ürünleri hâlâ mutfakların vazgeçilmezi… Sofya’da, Mimar Sinan yapımı (ibadete de açık olan) Banyabaşı Camii’nin hemen karşısında yer alan geleneksel ürünler pazarında, şu meşhur manda kaymaklarını buldum ve tadına baktım. Gerçekten harikulade olduğunu söylemeliyim. Bizim ‘kaşar’, onların İtalyancadan bozma ‘kaşkaval’ dedikleri peynirleri de oldukça iyi. Üstelik de bizdekinin üçte bir fiyatına…

Müslüman-Pomak Mutfağı
Açıkçası, Bulgar mutfağının çok zengin olduğunu söylemek doğru olmaz; ama gerçekten güçlü bir Müslüman-Pomak mutfağından söz edebiliriz. Hiç kuşkusuz, Sofya’da da dünya mutfaklarından seçkin örnekler sunan lüks restoranlar var; İtalyan, Japon, Çin ve Yunan mutfağından örnekler bulmak mümkün… Ancak en küçük şehir haritalarında bile, ‘Geleneksel Bulgar Mutfağı’na gönderme yapılmış. İşkembe çorbası sıcak; ‘tarator’ dedikleri, içine fındık ve ceviz konmuş cacığa benzeyen çorbaları ise soğuk içiliyor. Bizdeki köfte, olmuş size ‘kyufte’; köz patlıcanlı sarımsaklı ‘köpeoğlu’ salatasına da ‘kyopolu’ diyorlar. (ekmeğin üzerine sürüp yiyorlar) Et yemeklerinde ise tamamen Türk etkisi hâkim: Kavarma, kapama, gyuvech gibi… Her türlü hamur işinin adı da ‘byurek’… Sadece içine konan malzemeye göre, böreklerin adı biraz değişiyor. Yeri gelmişken, kızarmış biberli, yumurtalı ve kaşkavallı ‘Chuskibyurek’in harika olduğunu da söylemeliyim. Bir de Rodop usulü sarmalı horozdan bahsettiler, eski Türk kültürünün en önemli malzemelerinden biri olan horozu unuttuğumuz aklıma geldi.
Pomak mutfağı, gerçekten Bulgaristan’ın önemli zenginliği… Sofya’da yeni tanıştığım dostlar sayesinde, bazı lezzetlerini tatma olanağı da buldum. Örneğin, ‘Karı-Koca Aşı’, kolay ve çabuk hazırlanan bir yemek: Tatlı kırmızı biberleri iri iri doğrayıp bol yağda kavuruyorlar, sonra bir tepsiye bulgur koyup üzerine bu biberleri yerleştiriyorlar. Üstüne biraz su ile seyreltilmiş (ama ayran olmamış) yoğurt koyuyorlar. En üstüne de yumurta ya da peynir koyarak üzeri kızarıncaya kadar fırınlıyorlar. ‘Mişmaş’ da meşhur bir yemek: Bol soğanlı ve maydanozlu bir tür melemen, ama son olarak üzerine peynir rendeliyorlar. ‘Tapkana Çuşka’ ise yine Balkanların meşhur kırmızı biberinin içine kuru fasulye ağırlıklı bir iç konarak hazırlanıyor ve fırınlanıyor. Pek lezzetli ‘Brankunyek’ de, kavrulmuş soğan ve haşlanmış kırmızı biberin üzerine mısır unu dökülerek yapılan bir çeşit kuymak… “Bulgar Mutfağı da ne ola ki?” diyerek hafiften küçümseyerek tattığım lezzetler, doğrusunu isterseniz beni biraz şaşırttı. Bu seyahatimden de ağzımın tadı yerinde ve güzel deneyimlerle döndüm. Sofya’da öğrendiğim en güzel söz de ‘Dobre petit’ oldu; yani ‘Afiyet olsun’…

En ünlü yarışmanın ilk milli aşçısı…
2013 yılında İstanbul’da yapılan bir yarışma ile Türkiye’nin ilk Bocuse d’Or finalisti olmaya hak kazanan Gürcan Gülmez, bu ünlü yarışmada ilk ay-yıldızlı şef olarak, Avrupa finali için gün saymaya başladı. ‘Türk Mutfağı Derneği’ çatısı altında kurulan ‘Bocuse d’Or Akademi Türkiye’nin organizasyonu, ‘Metro Toptancı Market’in ana sponsorluğunda hazırlanıyor.
Dünyanın en itibarlı aşçılık yarışması olan Bocuse d’Or’un Avrupa finalinde, genç şefimiz Gürcan Gülmez’in işinin pek kolay olmadığını söyleyelim. Bu yarışma, öyle her katılana bol keseden madalya dağıtılan bir etkinlik değil. Takdir edersiniz ki, bu nedenle prestijli… Gürcan Gülmez, Avrupa’nın (kendi gibi) en yetenekli şefleriyle yarışacak ve Türkiye adına bu platformda yarışarak bir ilke de imza atmış olacak. Öztiryakiler grubu, yarışmada kullanılan mutfağın bire bir aynısını Metro’nun Kâğıthane mağazasında inşa etmiş. Gürcan Gülmez, Kuzey denizlerinin en ucuz ve üzerine türlü çeşit sos dökülmediğinde de hayli lezzetsiz olan olan ‘Sej’ balığından bir yemek yapmak zorunda. Bütün yarışmacılara bu balık verilecek ve maharetlerini göstermeleri istenecek. Özellikle yaz mevsiminde, büyük oteller hemen her öğünde, bu balığı patates gibi kızartarak sunarlar. Gürcan da sürekli denemeler yaparak hazırlanıyor. Bize sunduğu ilk denemede, buharda pişirdiği balığı kırmızı lahana püresi-marmeladı, kavrulmuş pancar kökü ve karamelize edilmiş soğan ile sundu. Bana sorarsanız, denemeler uzun süreceğe benziyor. Hani deriz ya, malzeme bu! Mübarek Sej balığı, bizim lüfer gibi bir nimet değil ki, ızgaradan alıp da yiyesin. Kim bilir, belki de maharet bu; olmazı oldurmak…
Gürcan Gülmez, Türkiye’deki en başarılı yabancı şeflerden biri olan Rudolf van Nunen’in ‘koçluğunda’ ve komi Okan Öztürk’ün eşliğinde hazırlandığı Avrupa Finali’nde, başarı kazanırsa eğer, Şef Bocuse’ün doğum yeri olan Fransa’nın Lyon kentinde, Ocak 2015’te düzenlenecek olan ‘Dünya Finali’nde ülkemizi temsil etme hakkı kazanacak. Yolu açık olsun.

 

Kaynak:  aksam.com.tr – Nedim Atilla

Trigrad Pomaklarının Ateş Dansı

Posted by on Tem 11, 2016 in Haberler | Trigrad Pomaklarının Ateş Dansı için yorumlar kapalı

Trigrad Pomaklarının Ateş Dansı

Rodoplara özgü Orfeus dininden izler taşıyan Ateş Dansı. Trigrad (Smolyan Devin arasında Yunanistan sınırına yakın) yöresinden…

Trigrad aynı zamanda Pomak Timraş Cumhuriyetine de başkentlik yapmış bir yerleşim alanıdır.

Ateş dansı (Nestinare) motiflerine Trak kültürünün olabildiğince direnme şansı bulabildiği Rodop, İstranca ve Kuzey Bulgaristanın dağlık yörelerinde rastlanıyor. Pomakların Bulgar oluşumuna direnerek ayrı bir kimliğe evrilmesinde bu direnişin etkisi yadsınamaz. Hıdrellez (Gergöv-Gergövden) geleneklerindeki ateş üzerinden atlama figürleri bu kültlerle ilişkilendirilebilir kanımca. Kültürümüzde sentezlenmiş bu kodları okuyabilmek hayli ilginç.

 

 

 

 

 

 

Kaynak: pomaknews